- Osmancan Çekinmez

- 15 Şub 2023
- 5 dakikada okunur
Kültür, günlük yaşamda çoğu zaman farkına varmadan benimsediğimiz davranış biçimlerini, değerleri ve alışkanlıkları şekillendiren görünmez bir rehberdir. Bireylerin dünyayı algılama biçiminden iletişim kurma şekline, çevrelerine uyum sağlama yöntemlerinden toplumsal ilişkilere kadar pek çok alan kültür tarafından belirlenir. Bu nedenle kültür, yalnızca bireysel davranışları değil, toplumların genel yapısını ve işleyişini de derinden etkiler.
Toplumların birbirinden neden farklılaştığını anlamanın anahtarı da bu kültürel yapılarda saklıdır. Bu yazımızda, kültürü ayırt edici kılan temel özellikleri ele alıyoruz. Kültürün nasıl öğrenildiğini, nasıl değiştiğini ve bireyler ile toplumlar üzerindeki etkilerini inceliyoruz.

1. Kültür Uyarlanabilir Bir Mekanizmadır.
İnsanlığın bilinen en eski izleri, yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Afrika’nın tropikal ve yarı tropikal bölgelerinde ortaya çıkar. Bu ilk dönemlerden itibaren insanlar, zamanla dünyanın farklı coğrafyalarına yayılmış, değişen iklim koşullarına ve çevresel zorluklara uyum sağlayarak yaşam biçimlerini dönüştürmeyi öğrenmiştir.
İnsan türünün sıcak iklimlerin dışına çıkabilmesini mümkün kılan şey, yalnızca biyolojik özellikleri değil, kültürel birikimi olmuştur. Ateşin kontrol altına alınması, avlanma tekniklerinin gelişmesi, giyimin ortaya çıkması, barınma biçimlerinin değişmesi ve tarım ile ticaretin icadı, özellikle kuzey yarımkürenin ılıman ve yarı arktik bölgelerinde yaşamın önünü açmıştır. Yaklaşık yarım milyon yıl önce gerçekleşen bu dönüşüm, kültürün insan yaşamındaki belirleyici rolünü açıkça gösterir.
Bu süreçte kültür, insan türü için son derece güçlü bir uyum mekanizması haline gelmiştir. Bilgi, teknoloji ve toplumsal öğrenme sayesinde insanlar çevreye uyum sağlamış, koşullara göre yeni çözümler üretmiştir. Ancak bu durum aynı zamanda bir paradoksu da beraberinde getirir: Kültür, insana büyük bir güç kazandırırken, hayatta kalmayı neredeyse tamamen kültürel becerilere bağımlı hale getirmiştir. Günümüzde de bireylerin ve toplumların varlığını sürdürebilmesi, büyük ölçüde bu öğrenilmiş bilgi ve davranış sistemlerine dayanır.
2. Kültür Öğrenilir ve Biriktirilir.
İnsanlığın ilk dönemlerinde temel öncelik, açlık ve susuzluk gibi hayatta kalmaya yönelik ihtiyaçları karşılamaktı. Zamanla insanlar topluluklar oluşturmaya başladı. Bu süreçle birlikte dil, iletişim biçimleri ve ortak davranış kalıpları hızla gelişti. Kültürün temelleri de bu ortak yaşam deneyimleri üzerinden şekillendi.
Kültür doğuştan gelen, içgüdüsel bir özellik değildir. İnsanlar kültürel bilgiyi genetik olarak miras almaz, aksine onu yaşadıkları çevrede öğrenir. Yeni doğan çocuklar dili, değerleri ve davranış biçimlerini içinde büyüdükleri aile ve toplum aracılığıyla edinir. Bu nedenle kültür, öğrenilen ve aktarılan bir yapıya sahiptir.
Her kuşak, kendinden önce öğrenilenlerin üzerine yeni bilgi ve deneyimler ekler. Keşifler, teknolojiler ve toplumsal düzenlemeler zamanla birikerek kültürel bir hafıza oluşturur. Bu kümülatif yapı sayesinde, Antik Yunan’da Arşimet ve Pisagor gibi düşünürlerin hayatlarını adadıkları bilimsel keşifler, bugün çok genç yaşlarda öğrenilebilmektedir. Kültürel evrim, tam olarak bu birikimli süreçten beslenir.
Kültürün birikimli doğası, gelişmenin hızını da etkiler. Özellikle son yüzyılda yaşanan ilerlemelerin önceki dönemlere kıyasla çok daha hızlı olmasının temel nedenlerinden biri, bilgi birikiminin artarak aktarılmasıdır. Nüfusun hızla çoğalması, daha fazla insanın daha fazla fikir üretmesini sağlamış, tarım ve teknolojideki gelişmeler ise yeni sosyal ve politik sistemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. İlk şehirlerin kurulmasıyla birlikte sanayi ve bilgi teknolojilerine yönelim güçlenmiş, kültürel birikim daha da hızlanmıştır.
3. Kültür Sürekli Değişir, Statik Değildir.
Kültür yalnızca biriken bir yapı değildir, aynı zamanda sürekli olarak dönüşür. Toplumlar, zaman içinde yeni alışkanlıklar ve davranış biçimleri geliştirirken, işlevini yitiren ya da faydalı görülmeyen kültürel unsurları da geride bırakır. Bu dinamik yapı, kültürün canlı ve değişken olmasının temel nedenidir.
Bugün şehir yaşamında edindiğimiz birçok deneyim, geçmiş dönemlerde yaşayan insanlar için tamamen yabancıydı. Araba kullanmak, bilgisayarlarla çalışmak, süpermarketlerden alışveriş yapmak ya da restoran kültürü gibi günlük pratikler, modern yaşamın ürettiği yeni kültürel alışkanlıklardır. Buna karşılık, eski dönemlerde hayatta kalmak için edinilen bazı bilgi ve beceriler, günümüz şehir yaşamında artık gerekli değildir. Kültürel öğelerin düzenli olarak eklenmesi ve elenmesi, kültürün sürekli değişmesine yol açar.
Her kültür zamanla dönüşür, ancak bu değişimin hızı toplumdan topluma farklılık gösterir. Örneğin bazı toplumlar dildeki yeniliklere daha açıkken, bazıları yabancı kelimelerin benimsenmesine karşı daha temkinli yaklaşır. Almanya’da yeni kelimelerin günlük dile daha kolay girmesi, buna karşılık Fransa’da dilin korunmasına yönelik daha güçlü bir direnç olması, kültürel değişime verilen tepkilerin farklılığını açıkça gösterir.
Kültürel değişim yalnızca toplumun kendi iç dinamikleriyle değil, toplumlar arası etkileşim yoluyla da gerçekleşir. Kültürel yayılma sayesinde bir toplumda ortaya çıkan bir yenilik, başka bir topluma da taşınabilir. Üstelik kültürün unsurları birbirine işlevsel olarak bağlıdır; bir alandaki değişim, kaçınılmaz olarak diğer alanları da etkiler.
Geçtiğimiz yüzyılda Kuzey Amerika ve Avrupa’da kadınların ekonomik ve politik hayatta daha görünür hale gelmesi, bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Bu değişim, yalnızca iş gücü piyasasını değil; evlilik ve aile yapısını, toplumsal cinsiyet rollerini, işyeri düzenlemelerini ve yasal sistemleri de derinden etkilemiştir. Kültür, tam da bu nedenle, tek bir alanda değişmeyen bütüncül ve sürekli dönüşen bir yapıdır.
4- İnsanlar Kendi Kültürlerinin Farkında Değildir.
Günlük yaşamda benimsediğimiz davranış biçimleri ve etkileşim şekilleri bize son derece doğal gelir. Bunun temel nedeni, kültürün içinde yaşıyor olmamızdır. İnsanlar çoğu zaman kendi kültürlerinin farkında değildir; çünkü kültür, sorgulanmadan sürdürülen bir yaşam pratiği haline gelmiştir. Hatta birçok kişi, öğrenilmiş davranışların biyolojik olarak miras alındığını düşünme eğilimindedir.
Bireyler kendi kültürlerinin farkına, genellikle farklı bir kültürle karşılaştıklarında varırlar. Bu karşılaşma, kendi davranış kalıplarının evrensel olmadığını anlamalarını sağlar. Böylece, “doğal” olarak kabul edilen birçok tutumun aslında kültürel olarak şekillendiği ortaya çıkar.
5- Kültür, İzin Verilen Davranış Biçimlerini Belirler.
Kültür, toplum içinde hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu belirleyen temel çerçeveyi oluşturur. Kadın ve erkek rollerinin tanımlanması, eşlerin, ebeveynlerin ve çocukların nasıl davranması gerektiği gibi konular büyük ölçüde kültürel normlar tarafından şekillendirilir.
Bu davranış kuralları tamamen katı değildir, belirli bir esnekliğe sahiptir ve zamanla değişebilir. Ancak yine de bireylere hangi seçeneklerin “uygun” olduğu kültür tarafından çizilir. Örneğin, farklı cinsiyetlerin hangi ortamlarda nasıl giyinmesi gerektiği, toplum içindeki iletişim biçimleri, statü ve mesajların kullanımı kültürel kodlarla belirlenir.
Aynı şekilde, dinî inançlar da kültürle iç içe geçerek bireylerin yaşam tarzlarını etkiler. Farklı dinlere mensup toplumlarda günlük yaşam pratikleri, dinin izin verdiği ölçüde ve biçimde farklılık gösterir.
6- Kültür, Tam İzolasyon Ortamlarında Zayıflar.
Günümüzde dış dünyadan tamamen izole edilmiş bir topluma rastlamak oldukça zordur. Hatta en küçük ve kapalı görünen kabile toplulukları bile, bir ölçüde küresel ekonomi ve iletişim ağlarıyla ilişki içindedir. Okullar, radyo, televizyon, internet ve dijital medya aracılığıyla farklı kültürlere ait bilgi ve değerler hızla yayılmaktadır.
Bu kaçınılmaz etkileşim süreci, yerel dillerin ve geleneksel kültürel modellerin zamanla değişmesine yol açmaktadır. Bugün pek çok toplum, kültürel özelliklerinin bir kısmını ekonomik ve politik olarak baskın toplumlardan edinmektedir. Yabancı diller, farklı mutfaklar ve kültürel pratikler hızla benimsenmektedir.
Bununla birlikte, küresel kültürün yerel kültürleri tamamen ortadan kaldırması kısa vadede mümkün görünmemektedir. Dil farklılıkları ve etnik merkezcilik bu süreci yavaşlatan önemli unsurlardır. Küreselleşme konusunda dünyada ciddi görüş ayrılıkları vardır. Bazı toplumlar bu süreci desteklerken, bazıları kültürel kimliklerini korumak adına direnç gösterirler.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla çok sayıda etnik temelli ulusun ortaya çıkması ve Afrika’da koloni döneminde çizilen sınırlar nedeniyle yaşanan etnik çatışmalar, kültür ve kimlik konusundaki bu gerilimin somut örnekleri arasında yer almaktadır.
Kaynaklar
Bu yazıda yer alan kavramsal çerçeve ve örnekler, kültür, kültürel değişim ve kültürlerarası etkileşim alanında yapılan temel çalışmalardan derlenmiştir.
Hofstede, G. (2010). Cultures and Organizations: Software of the Mind. McGraw-Hill.
Hall, E. T. (1989). Beyond Culture



