- Osmancan Çekinmez

- Feb 2, 2023
- 4 min read
Updated: 6 days ago
“Kültür” deyince çoğu zaman aklımıza ilk gelen şey sanat, gelenekler ya da yemekler olur. Oysa kültür, insanın doğaya müdahalesiyle başlayan ve günümüz toplumlarını şekillendiren en güçlü yapılardan biridir. Bu yazımızda, kültürün hem tanımını hem de tarihsel gelişimini derinlemesine ele alacağız.
Kültürün Tanımı ve Anlam Katmanları
Kültür sözcüğü, Latince’de “ekmek” ve “işlenebilir hâle getirmek” anlamlarına gelen colere kelimesinden türemiştir. Bu kökten gelen cultura ve cultus kavramları; ziraat, yetiştirme, imar etme ve toprağı işleme gibi anlamlarıyla kültürün insan emeğiyle şekillenen bir süreci ifade ettiğini gösterir.
İnsan tarafından şekillendirilen, insanın emeği ve zekasıyla yaratılmış olanları ifade eder. Bu yönüyle kültür, insanın doğaya müdahalesiyle ortaya çıkan ve tarım, sanat, bilim ile toplumsal yapı gibi pek çok alanda kendini gösteren bir olgudur. Zamanla yalnızca tarımsal bir kavram olmaktan çıkmış, toplumların tarihsel gelişimini ve birikimini yansıtan kapsamlı bir anlam kazanmıştır.
Kültür tek bir kişinin özelliği değildir. Aynı eğitimden ve hayat tecrübesinden geçmiş birçok insanın ortak birikimidir. Bu ortaklık, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılan ve toplumsal hafızayı besleyen bir yapı olmasını sağlar.
Kültür, insanlığın en karmaşık ve derin yapılarından biridir. Tarih boyunca insan topluluklarının değerlerini, inançlarını, davranış kalıplarını, sanat anlayışlarını ve iletişim biçimlerini şekillendirmiştir. Bu yönüyle kültür, yalnızca gelenek ve ritüellerden ibaret değildir; kimliğin, aidiyet duygusunun ve toplumsal düzenin oluşumunda temel bir rol üstlenir.
Kültürü tanımlamak, adeta soyut bir resmi betimlemek gibidir. Çok katmanlı ve çok yönlü yapısı nedeniyle tek bir alana indirgenemez; düşünce biçimlerinden gündelik alışkanlıklara, inanç sistemlerinden yaşam tarzlarına kadar geniş bir alanı kapsar. Bu çeşitlilik, kültürü zenginleştirirken aynı zamanda onu kesin sınırlarla tanımlamayı da güçleştirir.
Günlük yaşamda kültür, farklı coğrafyalardan insanların ortak deneyimler etrafında buluşmasını sağlayan bir bağ olarak ortaya çıkar. Aynı müziği dinlemek, benzer tatları paylaşmak ya da ortak ritüellerde bir araya gelmek, kültürün birleştirici gücünü görünür kılar. Bu nedenle kültürü anlamaya çalışmak, yalnızca akademik bir çaba değil; insanlığı, farklılıkları ve ortak değerleri keşfetmeye yönelik bir yolculuktur.
Kültür Tanımının Tarihsel Evrimi
1952 yılında, Amerikan antropologlar Kroeber ve Kluckhohn, kültürün ne kadar çeşitlilik gösterebileceğini ortaya koymak için geniş çapta bir araştırma yapmış ve 164 farklı kültür tanımını bir araya getirmişlerdir. Bu çeşitlilik, kültürün kullanımının bağlama göre ne kadar değişebildiğini göstermektedir.
İlk olarak, Matthew Arnold 1867'deki eseri "Culture and Anarchy" ile kültürü, özel, entelektüel veya sanatsal çabalar sonucunda elde edilen ürünler olarak tanımlamıştır. Bugün bile bu tanım, "yüksek kültür" olarak anılan popüler kültürün zıddını ifade etmektedir. Arnold'a göre, kültüre sahip olanlar toplumun sadece küçük bir kesimini oluşturur, diğerleri ise anarşiye yol açan unsurlardır. Bu yaklaşım, kültürü daha çok estetik bir bağlamda ele alır.
Buna karşılık, Edward Tylor 1870'te "Primitive Culture" adlı çalışmasında, kültürün tüm sosyal gruplar arasında evrensel bir nitelik olduğunu savunmuş ve "Kültür, toplumun bir üyesi olarak insan tarafından edinilen bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, gelenek ve diğer yetenekler ve alışkanlıkların karmaşık bir bütünüdür" şeklinde tanımlamıştır. Tylor'un bu tanımı, antropoloji alanında uzun süre etkili olmuş ve politik bilimciler tarafından 1950'lerin sonlarına doğru "politik kültür" olarak sınırlanmıştır. Ancak, Tylor'un "karmaşık bütün" anlayışı, evrimci düşünceyi reddeden antropologlar tarafından bile kabul görmüştür.
Son olarak, Franz Boas'ın yirminci yüzyıldaki çalışmaları ve 18. yüzyılda Johann von Herder'in fikirleriyle şekillenen görüşler, kültürü daha da çeşitlendirmiştir. Boas, Tylor ve Arnold'un aksine, farklı toplumların her birinin kendine özgü ve farklı kültürleri olduğunu savunarak, kültürel evrimcilerin tek tip kültür vurgusuna meydan okumuştur. Boas ayrıca, kültürün değer yargılarını sorgulayarak, hiç kimsenin kültürünü "düşük" veya "yüksek" olarak değerlendirmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
Çeşitli Alanlardan Kültür Tanımları

Tylor (1870)
Kültür, toplumun bir üyesi olarak insan tarafından edinilen bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, gelenek ve diğer yetenekleri ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür.
Kroeber ve Kluckhohn (1952)
Kültür, insan topluluklarının kendine özgü başarılarını oluşturan, yapay ve somut olan, semboller tarafından elde edilen ve aktarılan davranışlar ve yapay zeminde yapılan düzenlemeler de dahil olmak üzere, kültürün temel çekirdeği geleneksel (yani tarihsel olarak türetilmiş ve seçilmiş) fikirleri ve özellikle onların ekli değerlerini içerir. Bir yandan, kültür sistemleri bir yandan eylem ürünleri olarak düşünülebilir, öte yandan gelecekteki eylemin koşullu unsurları olarak düşünebilirler.
T.Schwartz (1992)
Kültür, bir popülasyonun veya bir toplumun bireyleri tarafından öğrenilen ya da yaratılan, geçmiş nesillerden, çağdaşlardan ya da bireylerin kendileri tarafından kurulan yorumlamalardan (anlamlardan) oluşan deneyimlerin türevlerinden oluşur.
Hofstede (1994)
Kültür, bir grubun üyelerini veya diğer insan kategorilerini birbirinden ayıran aklın veya beynin kolektif olarak programlanmasıdır.
Matsumoto (1996)
Bir grup insan tarafından paylaşılan, ancak her birey için farklı olan, bir nesilden diğerine iletilen tutumlar, değerler, inançlar ve davranışlar dizisidir.
Spencer-Oatey (2008)
Kültür, bir grup insan tarafından paylaşılan ve her bir üyenin davranışını etkileyen (ancak belirlemeyen) bir dizi temel varsayımlar, değerler, hayata yönelimler, inançlar, politikalar, prosedürler ve davranış kurallarıdır.
Kültürel Mirasın Anlamı

Kültür, insan topluluklarının biriktirdiği zengin ve karmaşık bir mirastır. Düşünceler, inançlar, davranışlar ve yaşam tarzları gibi unsurlarla şekillenen bu miras, nesiller boyu aktarılır ve evrimleşir. Kültür, bir toplumun kimliğini, geçmişini ve geleceğini yansıtan canlı bir aynadır.
Kültür, sadece sanat ile sınırlı olmayıp, düşünce biçimleri, gelenekler, inanç sistemleri, ritüeller, giyim tarzları, yiyecekler ve mimari gibi bir dizi alanda kendini gösterir. Bu çeşitlilik, kültürün tüm dillerde farklı anlamlar taşıyan zengin bir kavram olmasıni sağlar.
Dünya genelindeki farklı toplulukların zenginliği, kültürün derinliği ve çeşitliliğiyle doğrudan ilişkilidir. Kültür, insanları bir araya getiren ve onların farklılıklarını bir zenginlik olarak kutlamayan birleştirici bir güçtür. Kültürel etkileşimler yeni fikirlerin, düşüncelerin ve değerlerin paylaşılmasını sağlar ve bu süreç, kültürlerin sürekli evrimine katkıda bulunur.
Her kültür, tarih boyunca biriktirilen bilgi ve deneyimlerle şekillenir. Bu miras, gelecek nesillere aktarılırken, yeniden yorumlanır ve güncellenir. Kültürün evrensel ve yerel unsurları, bir topluluğun hem genel hem de özgün kimliğini yansıtmasını sağlar.
Kültür, tarih, deneyim ve paylaşılan ifadelerin dokunduğu bir halı gibi nesiller arası boşlukları doldurur, sınırları aşarak bireyleri birleştirir ve zamanı aşar. Kültürü anlamak, sadece akademik bir amaç değil, aynı zamanda kendi insanlığımızı keşfetmek, geçmiş ve bugünkü toplumların kolektif ruhuna bir yolculuktur. Kültürün katmanlarına daldıkça, insan varlığının zenginliğine dair içgörüler kazanır, empati ve hoşgörü geliştiririz. Bu süreç, içinde yaşadığımız çeşitlilik dolu dünyaya daha derin bir saygı duymamızı sağlar.
Kültürün anlamını keşfetme yolculuğumuz, onun gizemlerini çözme, güzelliğini kutlama ve kültürün hayatlarımızı şekillendirme ve tarih akışını belirleme konusundaki hayati rolünü tanıyan küresel bir diyalog geliştirme sürecidir.



